21 Ekim 2007 Pazar

İş başvurusu

Fransa McDonald's personel danışmanlığını yapan DHR firmasına yapılan ''gerçek'' bir iş başvurusu.

1) Adınız Soyadınız: Herve JANCQUEUR
2) Yaşınız: 28
3) Şirketimizdeki hangi pozisyon için başvuruyorsunuz?Mümkünse yatay bir pozisyon için. Eğer daha ciddi bir cevap istiyorsanız, ne iş olsa yaparım. Şart öne sürebilecek durumda olsaydım, burada olmazdım.
4) Düşündüğünüz ücret:Yıllık 800 bin Frank maaş artı şirketin yüzde 3 hissesi Eğer bu mümkün değilse, siz bir ücret önerin, ben size evet yahut hayır diyeyim.
5) Eğitiminiz:Var!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
6) Son İşiniz: Sadist bir şefin deneme tahtası olmak.
7) Son ücretiniz:Hak ettiğimin çok altında.
8) Önemli başarılarınız:Arakladığım kalemlerden muhteşem bir koleksiyonum var; evde sergiliyorum.
9) İşten ayrılma sebebiniz:Bak soru 6.
10) Size ulaşabileceğimiz saatler:Fark etmez.
11) Çalışmak istediğiniz saatler:Pazartesi, salı ve perşembe 13.00 15.00 arası.
12) Öne çıkan özellikleriniz var mı?Olduğunu söyleyenler var . Ama bunu bir fast-food'da değil de, daha romantik bir yerde konuşsak......
13) Şimdiki işvereninizle görüşebilir miyiz?İşverenim olsa burada olmazdım dedim ya....
14) Fizik durumunuz 20 kilogramdan fazla taşımanıza engel mi?Belli olmaz, ne taşıdığıma bağlı...
15) Otomobiliniz var mı?Evet, ama soru yanlış sorulmuş. ''Çalışır durumda bir otomobiliniz var mı?'' diye orsaydınız, cevabım farklı olurdu.
16) Daha önce bir yarışma veya bir madalya kazandınız mı?Madalyam yok ama lotoda iki kere 3 tutturdum.
17) Sigara içiyor musunuz?Otlanacak bir enayi bulabilirsem.
18) Beş yıl sonra ne yapmayı hayal ediyorsunuz?Bana tapan, zengin bir fotomodelle Bahama Adaları'nda yaşamayı. Bir yolunu biliyorsanız bunu beş yıl beklemeden de yapabilirim.
19) Yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu taahhüt ediyor musunuz?Hayır, ama sıkıyorsa aksini iddia edin.
20) Sizi bu başvuruyu yapmaya iten gerçek sebep nedir?Birbiriyle tutarsız iki cevabım var:
* İnsan sevgisi, hümanizm ve tüketicilerin iyi beslenmesine katkıda bulunma arzum.
* Gırtlağıma kadar borca batmış olmam..

Sonuç: Herve Jancqueur işe alındı.. 1980'li Yıllar

Şirket Kuralları

KIYAFET
Bundan böyle herkesin aldiği maaşa göre giyinmesi önemle rica olunur... Ofise Prada ayakkabılar ve Gucci çantalarla geliyorsanız, maddi durumunuzun yeterince iyi olduğu görüldüğü için maaşınıza zam yapılmayacaktır. Sıradan ve ucuz yerlerden giyiniyorsanız elinizdeki parayı yeterince iyi idare edebildiğiniz görüldüğü için maaşınıza zam yapılmayacaktır. Bazen marka bazen sıradan yerlerden giyiniyorsanız, herhangi bir sorununuz olmadığı görüldüğü için maaşınıza zam yapılmayacaktır.

HASTALIK DURUMLARI
Herhangi bir hastalığıınız durumunda doktor raporu artık kanıt olarak kabul görmeyecektir. Doktora kadar gidebilen, işine de gidebilir.

İZİN GÜNLERİ
Her çalışanın senede 104 izin günü vardır.. Bunlara Cumartesi ve Pazar denir.

WC KULLANIMI
İş gününün büyük kısmının tuvaletlerde harcandığı tespit edildiğinden, bundan böyle tuvalet kabinlerinde kalma süresi 3 dakikayla sınırlanmıştır.. 3 dakika bittiği anda alarm çalacak, tuvalet kağıdı otomatikman içeri toplanacak, kabin kapısı açılacak ve yukarıdan otomatik bir fotoğraf makinesi inerek resminizi çekecektir. Bu durumun üstüste iki kez başınıza gelmesi durumunda resminiz şirketin karalistesinde yayınlanacak, resimde sırıttığı tespit edilenler yönetmeliğin "aklı dengesizlik durumu" maddesi kapsamında değerlendirilecektir.

ÖĞLE TATİLLERİ
Zayıf personelin ögle tatili süresi 30 dakikadir. Normal kilodaki personelin ögle tatili süresi, dengeli beslenip formlarını korumalarına yetecek şekilde 15 dakikadır . Kilolu personelin ögle tatili süresi 5 dakikadır, bu da zaten bir kutu Diet Cola içmek icin gayet yeterlidir. İlginize çok teşekkür ederiz.

Müdüriyet.

GENELEV ( Gercek Olay)

Adana genelevi onunde taksicilik yapan amcayi mahallenin yeni yetmeleri kandiriyorlar, yalvar yakar edip ve bir kac sise de raki hediye edince yaslari tutmayan genc grubunu geneleve sokmaya calisiyor taksici.Kapida aksi mi aksi bir de bekci olunca isler epey zorlasiyor, yine raki hediyeleri, yine yalvarmalar... Bekci razi oluyor ve kurban bayrami sabahi getir gencleri diyor.Gencler hevesli, bunca yildir duyduklari mekani gorecekler vs. (ote tarafini da siz tahmin edin). Sabah namaz sonrasi taksici bunlari genelevin kapisinda birakiyor. Kapida bir kuyruk ki sormayin gitsin.Gencler taksiden inip, bekci ile bir selamlasip siraya girmeden kut giriyorlar kapidan iceri. Siradaki kuyruk homurdaniyor, sesi yuksek cikanlar itiraz ediyor. "Olur mu ya boyle, hem sira bekletmedin, hem de yasi tutmaz gencleri aldin" diye bekciye ver yansin...Bizim bekci de zaten aksi, basliyorbagirmaya:'Bunlar oruspu cocuklari. Bayram sabahi analarinin elini opmeye geldiler. Size ne ulan!...'

GERÇEK DOSTLUK BÖYLE OLUR

Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir. Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir . Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya; Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi. Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı) Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz. Dostlukla ve Sevgiyle kalın.

10 Ekim 2007 Çarşamba

ERMENİ MESELESİ

Ağlamamak elde değil,onların arasında kimimizin akrabaları var, kimimizin dostları...

Amerika'lı ünlü tarihçi Prof. J. Macharty : "Ermeni katliamı yoktur; Ermeniler Türkleri katletmiştir" diyor;

Ünlü Türk Romancısı Orhan Pamuk : "1 milyon Ermeniyi katlettik" (Türk'lüğü tartışılır)

Hangisi gerçek... İşte bir kaç belge. Bilinçlenme zamanı... Özellikle de bu konuda belgesiz ve bilgisizce konuşan art niyetlilere karşı.


Balta ile Katliam: İzmit'in Kollar köyünden Ermeniler tarafından balta ile katledilen müslümanlardan bir kısmının olaydan sonra çekilen fotoğrafı; 1- Boşnak Malik 2- Abdulmecid oğlu Ali 3- Ali oğlu Seyid (14 yaşında) 4- Ömer oğlu Abdulgani 5- Abdulgani oğlu Mecid 6- Abdullah oğlu Hüseyin 7- Bekir oğlu Yusuf 8- Osman oğlu İsmail Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri Erzincan'da Ermeniler tarafından ırzına geçilerek öldürülen Pakize adlı bir Türk kadını. Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.
3 - 25 Nisan 1918'de, Subatan'da Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar, kadınlar ve karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneler. Kaynak:Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

Erzincan'ın Odabaşı bölgesinde, Ermeniler tarafından oyularak katledilen bir Türk. Kaynak : Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

ERMENİ MESELESİ


Sivas'ta Ermeni çeteleri tarafından yapılan katliamda boğazı kesilerek öldürülen jandarma Mustafa . Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.


Ordudan hava değişikliği için terhis edilen ve 23 Temmuz 1915 de Diyarbakır'ın Lice kazasına bağlı Kum ve Çom köyleri civarında elleri ayakları bağlanarak Ermeni komitecileri tarafından şehid edilen askerler . Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

Diyarbakır'ın Şark nahiyesine bağlı Hızır İlyas köyü Mersani deresi (23 Temmuz 1915). Hono ismindeki ermeninin başında bulunduğu çete tarafından hançer ve kurşunla şehit edilen erkek, kadın ve çocuklar. Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

29 Ağustos 1914 tarihinde Ermeni çeteleri tarafından Siverek-Urfa Yüksekyol ve Karacadağ civarında türbe ziyareti sırasında esir edilip canlı hedef yapılarak şehit edilen müslüman Türkler. Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

Silvan civarında, Beşnik ermeni köyüne Van ve Tolorya'dan gelip, Doryan Dano ve kardeşlerinin başında bulunduğu Ermeni çeteleri tarafından 11 Haziran 1915 tarihinde Şeytankaya mevkiinde şehit edilen milis subayı Hamid Efendi komutasında bulunan erzak kafilesi, jandarması ve subayları. Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.
Erzincan Odabaşı bölgesinde, birbirlerine bağlanmış halde öldürülmüş kadın ve çocukların cansız bedenleri. Kaynak : Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures. 16 Şubat 1918'de, Erzincan'ın Vagarir köyünde, Ermeniler tarafından şehit edilen ve bir evin arkasında bulunan şehit edilmiş Türkler. Kaynak : Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

Hasankale'de, Ermeniler tarafından şehit edilen kadın ve çocuklar.
Kaynak: Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

9 Ekim 2007 Salı

Tüm Yönleriyle ASALA Örgütü



Mustafa Kemal'in 1922 Eylülü'ndeki zaferle bir anda İzmir, Çanakkale ve İstanbul'a varmasına karşılık, Selanik'e kadar ilerlemesi itmelerine direnerek, dünyaca onaylanacak bir barışla durumu çözme kararlılığıyla ordularını frenlemesi, Osmanlı'dan doğan sorunları tamamen sona erdirme arzusunun ürünüydü.Türkiye Cumhuriyeti'nin bir daha bu sorunlarla uğraşması istenmiyordu. 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi ve kesin olarak 'Misakı Milli' sınırlarının dışına taşmama kararlılığı nedeniyle, Ankara Hükümeti, Ermeni sorunlarına eğilmeyi düşünmemiştir.Bu nedenle II. Dünya Savaşı sonrasında konu yeniden gündeme getirildiğinde, hemen herkes 'Ankara'nın hazırlıksız yakalandığını' söylemiştir.Gerçekten çoğu kez, tarihe gömülmüş konuları tartışırken Türk temsilcilerinin, 'Böyle bir sorun mu vardı?' şeklindeki tepkileri ve 'Türkiye Cumhuriyeti'ni ilgilendirmez' yanıtları, karşı tarafın istediği gibi at koşturmasına zemin hazırlamıştır.


Dünyanın iki cepheye bölündüğü bu aşamada, Ermenilere, her ikisiyle de övünmekten başka çıkar yol kalmamıştı. Çünkü anavatanlarındaki göstermelik cumhuriyet, tamamen Moskova'nın güdümündeydi, diyasporadakiler ise Fransız, İngiliz, Amerikan vatandaşı olmuşlardı. Bağımsızlık iddiasıyla ayaklandırılmalarının sonucu, asıl kimliklerini kaybetmeleri ve bölük pörçük bütün dünyaya yayılmaları olmuştu. Bir bakıma kendilerini Yahudilere benzetiyorlardı.Bu dağınıklığın etkisi, partilerinin ilişkilerinde de fark ediliyor. Taşnak Partisi ABD ile birlikte hareket ediyor; Hınçak'ın arkasında ise Sovyetler var. İkisinin dışında kalanlar herkesle -Türkiye dahil- dost geçinme adına Ramgavar Partisi'ni kurmuşlar. Çok sıkıştılar mı, Ermeni milliyetçiliği adına birleşiyorlar. İdeolojik ayrılıklarını unutuyorlar.


BEYRUT-ERİVAN HATTI


Sovyetler'e casusluk yapan İngiliz ajanı Philby, Beyrut'tan Erivan'a kısmen Türkiye, kısmen İran üzerinden geçen bağlantı yolu üzerinden, sadece haber değil, iki taraf arasında insan ve altın kaçakçılığının varlığını belirtir. Aslında bundan İngiliz ve Amerikalılar kadar, Ruslar da şikayetçi değildi, zira iki taraf da yararlanıyordu. Tıpkı Hong Kong'dan hem kapitalistlerin hem de Komünist Çin'in yararlanması gibi.


7 Ağustos 1982'de Ankara Esenboğa havaalanındaki kanlı saldırı (üstte), ASALA'nın 1973'ten 1986'ya kadar gerçekleştirdiği 180'i aşkın eylemin tırmanma noktalarından birisiydi.


1880-1920 arasında destek vermiş görünenlerin kendilerini ne hale sokmuş olduklarından edindikleri deneyimle, Ermeniler şimdi herkesi idare etmeyi yeğliyorlar. Bu onlara güç de kazandırıyor. Zira örneğin Sovyetler, Erivan'dakileri, Marsilya ya da Los Angeles'takilerden koparamayacaklarını bildiklerinden ve belki de bir gün onları da komünist yapmaya yardımcı olacaklarını düşündüklerinden, konu üzerinde fazla tutucu olamıyorlar.Ancak hem Rusya'nın hem de Batı dünyasının, olaylardaki kendi sorumluluklarını unutturmak için bir 'Tete de Turc'e yani her suçun üzerine atılacağı ve durmadan kafasına kakılacağı bir günah keçisine ihtiyaçları vardı.Biliyorsunuz 'Tete de Turc' panayırlarda yumrukla kuvvet denemesi yapmak için kullanılan sarıklı bir kafadır; yumruğun şiddetine göre, altındaki ibre gücün derecesini gösterir.


Dolayısıyla, neden bu hale geldiklerini sorgulayan ve geçmişin olaylarını bilmeyen genç Ermeni kuşaklarına, 'Hepsi katil Türklerin suçudur' mesajını vermek Batılıları rahatlatıyordu


SAVAŞ SONRASI


II. Dünya Savaşı ertesinde sömürgeciliğin tasfiyesi ve bütün ulusların bağımsızlığını kazanması rüzgarları esmeğe başladığında, bundan Ermeniler de etkilendiler.


l965'te Erivan sokaklarında, 'Topraklarımız, topraklarımız' feryatları arasında yapılan gösterilere ve soykırım anıtı dikilmesine, Sovyet rejimi de karşı çıkmadı. Bolşeviklerin suçlu ilan edilmemesi ve sadece Türklerin 'günahkar' gösterilmesi koşuluyla, Batı'da başlayan akımın NATO'nun ortağı Türkiye'yi hedef alması işlerine geliyordu. 'Düşman cephesini' parçalamış oluyorlardı.


İKİ KUTUPLU DÜNYADA ERMENİ SORUNU


ASALA terörizmine varacak bu başlangıç dönemi konusunda, 1970 yılında Beyrut'ta Basın Ateşesi iken tanığı olduğum olaylar konusunda o zaman yazdığım bir yazıyı, geçerliliğini hâlâ kaybetmediği için, aynen aktarmayı yararlı buluyorum:"Lübnan'da yayımlanan bir Ermeni dergisinin kapağındaki 'Ünlü Ermeniler' kompozisyonu dikkatimi çekti. Mikoyan ile Gülbenkyan'ı en öne ve yan yana koymuşlardı. Birincisi en eski Bolşeviklerdendi ve Sovyetler Birliği'nin cumhurbaşkanlığını bile yapmıştı. İkincisi ise İngilizlerle işbirliği içinde petrol oyunlarına dalmış ve dünyanın en zenginlerinden biri olmuştu.



1968'de Marsilya: 'Soykırım'dan söz eden afişler ve duvarlarda, Türklerin 'Nazi' olduğunu, 2 milyon Ermeni öldürdüklerini ifade eden yazılar...

ASALA SAHNEDE

İşte 1970'te Lübnan'da durum böyleydi. Ben Beyrut'tan ayrıldığımda ise Arap-Yahudi çatışması öne geçmiş ve daha sonra da Lübnan'da tam bir iç savaşa dönüşecek çatışmalar başlamıştı.

1973'te Türkiye'nin Los Angeles konsolosu ve yardımcısının öldürülmesiyle ASALA terör örgütü ortaya çıktı ve olaylar bambaşka bir ivme kazandı. Batı tarafından uzun süre hoşgörüyle karşılanan bu örgüt, Türk diplomat ve temsilciliklerini hedef alıyordu. Üç düzine cinayet, sayısız yaralama ve sakat bırakma eylemlerine yol açan bu kanlı saldırılar, yıllara göre şöyle bir yoğunluk gösterdi:

1975 Viyana

1976 Beyrut

l977 Vatikan

1978 Madrid

1979 Haag, Paris1980 Bern, Vatikan, Atina, Paris, Sidney

1981 Paris (3 kez), Kopenhag, Cenevre, Iran, Roma, Napoli1982 Los Angeles, Ottawa (2 kez), Boston, Lizbon, Rotterdam, Bulgaristan

1983 Belgrat, Brüksel, Lizbon

1984 Tahran, Viyana (2 kez)

1991 Budapeşte.

Türkiye'nin diplomatik temsilcilikleri gibi, Türk Hava Yolları bürolarına da yöneltilen bu saldırılar, Batılılar tarafından haklıymış gibi sunuldukça, teröristler işi azıttılar; 1982'de Ankara Esenboğa havaalanını basıp bombaladılar ve 10 kişinin ölmesiyle 72 kişinin yaralanmasına neden oldular.Avrupa'da ASALA hâlâ da önemsenmiyordu; ama 1983'te Paris'in Orly havaalanındaki THY bürosu önünde bomba patlatılıp 5 kişinin öldürülmesine, 63 kişinin de yaralanmasına yol açıldığında, olay ilk kez ciddiye alındı!Fransa ASALA'ya resmen, 'eylemlerini dışarda yapma' uyarısında bulundu.

Neden diyaspora sözcüğü kullanılıyor?

Diyaspora sözcüğünü ansiklopediler, 'Sürgünden sonra Yahudilerin dünyanın her tarafına yayılması' diye tanımlarken, İncil de 'Kudüs'ün dışında bulunan Yahudi Hıristiyanları' diye bir tanım getiriyor. Tamamen Yahudi tarihine ait bu kavramı 20. yüzyılın ikinci yarısında, Ermenilerin ısrarla kendileri için kullanmalarının arkasında, 1915 olaylarını II. Dünya Savaşı'nda Nazilerin Yahudilere uyguladığı soykırımla özdeşleştirme çabası yatıyor. Ermenilerin başka ülkelere göç hareketi Osmanlı öncesinde de vardır. Balkanlara, Polonya'ya kadar gitmişlerdir. İran'dan sürülmüşlerdir. Fatih'in onları, Rumların ayak atmalarına asla izin vermediği İstanbul'a yerleştirmesi de diyaspora sayılmalıdır. Çünkü zorla getirilmişlerdir. 19. yüzyılda Amerikan misyonerlerinin protestanlaştırıp Amerika'ya' göçlerini sağlamaları da aynı çerçevede düşünülür... Bugün Ermenilerin 1915'e dayalı bir diyaspora ve onunla ilgili bir soykırım kavramı üzerinde yoğunlaşmaları, kimlik bulma sorununun yansıması olarak ortaya çıkıyor. Nazilerin Yahudilere uyguladıkları soykırımla hiçbir benzerliği olmayan 1915 olayları üzerinde durmaları ve kökeni 1880'lere kadar uzanan Ermeni terörizmini anımsamak istememeleri, aslında tarihle hesaplaşmak istemediklerini gösteriyor

ASALA'DAN PKK'YA

ASALA olaylarının Kıbrıs geriliminin doruğa ulaştığı bir aşamada tırmanma gösterdiği dikkatlerden kaçmaz.Yunanlılar Kıbrıs'tan Türkleri kaçırmak için terörist eylemleri artırırken Ermeni terörü de hızlanır. 1974'teki Kıbrıs çıkartmasının arkasından gelen ambargo, daha sonra 1980'lerden itibaren Sosyalist Blok ile NATO arasındaki yumuşama, Türkiye'nin Batı için önemini azaltmıştır.Bu ortam hem Yunanistan'a Ege krizini Kıbrıs'a eklemeye hem de ASALA'ya cesaret vermişti. Ancak doğrudan eylemlerin tepki görmeye başlaması, yeni taktiklere yönelmelerine de zemin hazırladı. Bu, Batılı devletlerin de işine geliyordu. Fazla güçlenen ve haklar arayan bir Türkiye hoşlarına gitmiyordu. Başta Dev-Solcular olmak üzere, özellikle Almanya'da, Türk temsilciliklerine saldırılar bu dönemde arttı. 1983'ten itibaren de bu tür eylemlerin PKK terörüne dönüşmesi de rastlantı değildir.

ASALA'nın PKK'ya destek vererek daha da kapsamlı bir sorun yaratmaya yardımcı olduğu biliniyor. Yunanistan ise kamplar kurdurarak, silah vererek ve savaş için eğiterek birinci planda rol oynadı.

Viyana, 20 Haziran 1984: Ermeni teröristler Türkiye'nin Viyana Çalışma Ataşesi Erdoğan Özen'i bombalı bir saldırıyla otomobilinde öldürüyorlar.

KENDİ TARİHLERİNDEN KORKTULARBatılıların ASALA terörü gibi PKK terörüne de bir süre göz yumduktan hatta onu besledikten sonra, kendileri de hedef olmaya başlayınca -ya da PKK olayında olduğu gibi artık işe yaramaz hale gelince liderini teslim ederek- geri çekilmelerinin kökeninde, kendi ırkçı ünlerinin gündemde tutulmasını önleme çabaları başrolü oynamaktadır. Soykırımlarını hazırlayan ırkçılık tutkusunun 19. yüzyıl Avrupa düşüncesinin ürünü olduğunu, İngiliz ve Fransızların üstünlük mantığıyla başlayıp Almanlara doğru eriştiğini bilmeyen yok.

İkinci Dünya Savaşı sırasında yalnızca Almanların değil, bütün Avrupalıların Yahudi Soykırımı'na katkıda bulundukları artık kanıtlanmış durumda. Fransızlar 100 bin Yahudi'yi gaz odalarına gönderilmek üzere Nazilere teslim etmişlerdir.Daha da ilginci, Fransa'nın 1960'larda öldürdüğü bir milyonu aşkın Cezayirli konusunun ele alınmasını istememesidir. Başbakan Jospin, "Bunun yargısını tarihçilere bırakalım" derken, Ermeni konusunun tarihçilere bırakılmasına ise karşı çıkılmaktadır.Dünya çapındaki Amerikalı tarihçi Bernard Lewis, soykırım iddiasını çürüten bir makale yazdığı için, Fransız mahkemelerince mahkum edilmiştir. Soykırıma gerekçe yapılan belgelerin gerçekliklerini sorguladıkları için, iki bilim adamı, Davison ve Giles Veinstein de tehditlere uğratıp görevlerinden uzaklaştırılmak olasılığıyla karşı karşıya bırakılmışlardır.

KIŞKIRTMALARI ÖRTMEK İÇİN

19. yüzyılda insanlığa ırkçılığı aşılamakla kalmayıp 20. yüzyılda da tarihin en büyük kıyımlarını ve en kanlı toplu savaşlarını yaşatanların, kendi kışkırtmalarını örtmek için başkalarını hedef göstermeleri, savundukları 'Aydınlanma' felsefesine ihanet olmuyor mu?Bu soruyu ortaya atarken, '1880'lerden beri Türkler Ermenilere hiçbir şey yapmadılar' noktasına varacak değiliz.Bugün ne Ermenilerin ne de Batılıların hiç sözünü etmedikleri -hatta camilere doldurulup yakılmış- Türk ve Kürt kurbanların sayısı kadar, tehcir (zorunlu göç) sırasında yaşamını yitirmiş Ermeni vardır.Şimdi Kürtlerin bile dışlanıp sadece Türklerin suçlu ilan edilmesi çabası karşısında, eskiden beri açıkladığım şu görüşümü tekrarlayacağım: Suçlu kürsüsüne Türkler (Kürtlerle birlikte), Ermeniler ve kışkırtıcı Batılılar el ele tutuşup çıkmalı ve sorumluluğu her bir taraf, üçte bir oranında paylaşmalıdır.

Besleme...



Yaşlı kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz,biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine. Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

"Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat."

"Neyin simgesi" diye sordu çocuk.

"İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları."

Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı diye düşündü ve her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:

"Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?"

Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:

"Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem!"

Bakmalı mı ? Görmeli mi ?




Iyi bir insan oldugunuz için dünyanin size adil davranmasini beklemek,
vejetaryen oldugunuz için bir boganin size saldirmamasini beklemek gibidir..."


Dennis Wholey




Asagidaki yazi eski dünya box sampiyonu Muhammed ALi Clay'in olaylardan sonra dünya ticaret merkezini ziyareti esnasinda yahudi asilli Amerika'nin 1 numarali haber Televizyonu CNN'nin hiristiyan muhabiri Mc.Oneil'in sorusuna verdigi süper cevaptir:





Cnn Muhabiri Mc. Oneil: ''Sn. Muhammed Ali, bu dehsetin meydana gelmesine sebep
olan teröristlerle ayni dinin bir mensubu olarak neler hissediyorsunuz?
Muhammed Ali: ''Siz..! Hitler ile ayni dini paylasan bir mensup olarak
neler hissediyorsaniz aynisini






Mühim olan....




-Bill Gates 1 yıl içinde saniyede 250$ kazanıyor,

-Diyelim ki Bill Gates biryerlerde 1.000$ düşürdü aramak için yorulmasına bile gerek yok, çünkü 4 saniye içinde bunu otomatikmen kazanmış oluyor...

-Yeryüzündeki herkese 15$ borç verse yinede cebinde 5 milyon$ para kalır...

-Michael Jordan ABD nin en fazla para kazanan sporcusu... ve o hiçbirşey yiyip içmese ve yıllık kazancıda 30 milyon$ olsa yinede Bill Gates kadar zengin olabilmesi için 277 yıl beklemesi gerek...

-Bill Gates bir ülke olsaydı Dünyanın en zengin 37. ülkesi olurdu...

-Bill Gates'in bütün parası 1$ lık banknotlara çevrilse, burdan aya kadar 14 kez gidip gelinebilecek bir yol yapılabilir... Bill Gates şu an 40 yaşında. 35 yıl daha yaşadığını düşünelim, ölmeden önce bütün parasını bitirmiş olması için bugünden itibaren her yıl 6.78 milyon$ para harcaması gerekir...

-Ve En iyisi; Eğer her bir windows kullanıcısı bilgisayarının bozulduğunu öne sürerek her kilitlenmede Microsoft'a 1$ lık tazminat davası açsa, Bill Gates 3 yılda iflas eder...

Şaka şaka inanmayın sizler bunlara.


İstanbul Üniversitesi'nde öğretim üyesi Alman asilli Prof. Naumark ile bir kısım talebesi Boğaziçinde geziye çıkarlar.

Talebelerden biri prof. Naumark'a su soruyu sorar:

- Avrupa bizi neden sevmez hocam ? prof. Naumark su cevabi verir:

- Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir, Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince:

1. Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama faraza laik söyle dursun, Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder.
2.Sizler farkında değilsiniz ama, onlar su gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.
3. Avrupanın pazarı idiniz. Simdi Avrupayı pazar yapmaya başladınız.
4. En az 400 yıl Avrupa'da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.
5. Selçuklular Anadolu'yu, Osmanlılar ise orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler.
6. Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine
benzeterek hakimiyet sağladılar.önce ahlaki değerlerinizi yıpratmaya başladılar giyiminizden yaşantınıza kadar sonra kendi içinizde sizi bölmeye başladılar A-B-C-D gibi
7. Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler, İslamiyet bugün belki sadece Hicaz'da varlığını devam ettirirdi, Kaldı ki Vahhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığının adamlarıdır. Bati her yerde İslamiyeti, sapık inançlara kanalize etti.Ama Osmanlı, Asr-i Saadet'i devam ettirdi.
8. Kilise size kin kusmaktadır. Ve sebepleri yukarıdadır.
9. Ben Türkiye'ye geldiğimde 2 üniversiteniz vardı, simdi 19 üniversite var. (O tarihte öyle idi simdi ise çok daha fazla.) Osmanlı zamanında ise her yerde bir medrese vardı tarihinize bakin her medresede bilim eğitimi vardı ilk denizaltını Osmanlının yaptığını çoğunuz bilmiyorsunuzdur belki de ama Avrupa bunu biliyor
10. Sizler, gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupanın refahı ve medeniyeti yıkılır.Ama sizde bunun olması bu şartlarda çok zor.
11. Yine sizler, Avrupanın tarihi düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız."

Bilen varmı ?


Batılı emperyalist güçlerin, Ermenileri piyon olarak kullanıp kışkırtarak Anadolu'da karışıklıklar çıkardığı günlerde, İngiliz Büyükelçisi'nin Sultan Abdülhamit'e gelip, küstahça:


"Daha ne kadar Ermeni öldüreceksiniz?" diye sorma cüretini göstermesi üzerine, Ulu Hakan'ın keskin bakışlarını elçinin üzerine dikerek:

"Filan gün, filan saatte Karadeniz'in filan noktasına yaklaşıp, karaya Ermenileri Türklere karşı silahlandırmak için şu kadar sandık malzeme çıkaran ve komitacılara teslim eden İngiliz gemisinde, Türk başına kaç silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni öldüreceğiz." cevabını verdiğini... Sultan Abdülhamit'in bu muazzam istihbarat gücü karşısında İngiliz elçisinin dehşete kapılarak aptallaştığını...


Biliyormuydunuz?

Bir Bebeğin İlk 20 Günü


1. gün

böylesi kötü bir başlangıç beklemiyordum.oha hortumumu bile kesmişler! meme diye, süt diye birşey varmış.nerden nasıl bulunur bu ya?hayattan daha 1. günden soğutacaklar beni.


2. gün

meme buldum ama bundan süt gelmiyor, emiyorum allah emiyorum, tıkyok, süt başka yerde mi? neyse biraz daha emdim geldi, fazla abanınca memesahibi kişilik bağırdı, ne bağrıyosun açım ben! çok yalnızım be . hayır bişi değil içerdeyken de yalnızdım ama yediğim önümde yemediğim arkamdaydı en azından, bak yine aklımageldi, hortumu bile kestiler yaa!uykum geldi yine. zzzzz!


3. gün

memeyi sevdim, bu dünyadaki tek dostlarım bu iki meme. iyi kivarsınız.


4. gün

bugün bir sürü olaylar oldu, gürültü yaptılar, başka biryerlere gittik galiba. memeden ayrılınca bağrıyorum geri geliyor, sonra uyuyorum,uyanıyorum bir bakıyorum meme yok, neyse ama tekrar bağrınca geri geliyor nasılsa. sıçmak da zevkliymiş be, eskiden yapamıyordum.


5. gün

bugün 15 kez kaka yaptım, rekorumu geliştirmeliyim. dikkat ettimde her yaptığımda temizliyorlar, bunu sevdim. dikkatimi çeken bir noktada şu ki, amma koca kafalıyım be arkadaş, ağır mı ağır tutamıyorum şerefsizim, pat o yana, pat bu yana, dikkat etseler bari de çatlatmasak daha ilk günden.


6. gün

avucuma ne verseler hemen tutuyorum, tik gibi birşey, maalesef farkettiler, herkes parmağını veriyor avucuma, mecburen tutuyorum, alemin maymunu oldum iyi mi?bu arada ne çok uyuyorum ya arkadaş, atam adım şu yorgunluğu, dahaçok süt içeyim en iyisi. hayır içtikçe de yoruluyorum o da ayrı, nerde o eski günler, hortumdan geliyordu ne güzel, şimdi em allah em, bak yineaklıma geldi, şerefsizler kesti hortumu yaa.


7. gün

bugün solaryuma girdim, sarılık mı ne ondanmış. yine uykum geldi.


8. gün

biraz daha iyi hissetim kendimi, daha çok süt içiyorum artık.kaka yapma işini de tam alt açma anına denk getiriyorum ki etraf pislensin, eziyet olsun. naapayım ama alt açıkken daha rahat roketleyebiliyorum. kaka yaparken başka birşey daha yapıyorum galiba,anlamaya çalışacağım bakalım.


9. gün

çok fena hıçkırık tutuyor, geçsin diye nefesimi tutayım dedim onuda beceremedim, neyse ki süt içince geçiyor. bu süt her derde devaymış,bugün bunu gördüm.


10. gün

sütten başka birşeyler verdiler, var ya, yeter artık be, tamalışıyordum yine dayadılar başka birşey, hayret bişi ya, vitaminmiyiş neymiş.bu arada memelerin arasından dün gördüğüm lavuk gündüzleri piyasada yok akşamları geliyor sadece, hadi bakalım hayırlısı.


11.gün

al işte, başladı yine bir arıza. sütten sonra çok feci karnımağrıyor, böyle gaz gibi bişi, eğilip bükülüyorum, binbir şekile giriyorum çıkaracağım diye. sırtımı falan sıvazlayın bari be kardeşim.


12. gün

bütün gün gazdan kıvrandım arkadaş ya, bela oldu başıma,yaygarayı bastım ben de. uyutmadım, diktim bunları da hazır asker. sonrabir saldım ki evlere şenlik, akabinde uyudum hemen gerisini hatırlamıyorum


13. gün

annemin suratına sıçtım. tamam utandım biraz da insan bebeği.....den öper mi yaa. ayıp oldu di mi? naapıyım abi, neyse fazla kızmadı herhalde.


14. gün

anneme kırmızı renkli birşeyler içiriyorlar, o zaman süt daha birandımanlı oluyor sanki, böyle tadı da hoşuma gidiyor, şu memelere birrating aleti taksalar da hangisini sevip hangisini sevmediğim isöyleyebilsem.


15. gün

topuktan kan alıp duruyorlar, metin olayım çok ağlamayayım diyorum ama canım yandı be arkadaş, hayır ondan sonra da hemen süt verince sakinliyorum, kızgınlığım geçiyor, ağız tadıyla asabiyet yaptırmıyorlar,şu memelere karşı biraz daha dikbaşlı durabilsem.


16. gün

şu memeleri çok sevdiğimi bir kez daha anladım, çok seviyorum onları, onlardan ayrılınca içimi bir huzursuzluk kaplıyor, en iyis ionlardan uzaklaştığım anda yaygarayı basayım ben. bugün benden biraz büyükbiri geldi yanıma, sevme amaçlı olsa gerek bir geçirdi başım dönüyo hala.sonradan öğrendim kuzenmiş, neyse yazdım kenara intikam alınacak.


17. gün

etrafı daha net seçer oldum, ama el ve ayak koordinasyonu halazayıf, memeyi kavrayabiliyorum ancak. bir de bu eller ve ayaklar bana mı ait tam olarak emin değilim, sallıyorum öyle, zevkli birşey. yüze ve gözlere dikkat etmem lazım ama, tırnaklar tehlikeli. diğer yandan annem bugün onları kesmeye çalıştı ama huysuzluk ettim, etmeseydim daha iyiolacaktı galiba, bak çizdik tam gözün altını yine.


18. gün

elime torbalar taktılar, kafaya çarpınca artık acıtmıyor, yarabere de yapmıyor. sanırım onlar da beni seviyor, iyiliğimi düşünüyorlar.aslında hala çıktığım yeri özlüyorum, geri girme imkanım olmaz mı acaba?


19.gun

nihayet o adamin neden eve sadece akşamlari geldigini anladim megerse bana ve anneme bakmak icin gunduz calişiyomuş. aferin gozume girdi şimdi bak!..


20. gün

tabii ya, annemin karnındayken de duyuyordum o adamın sesini sıksık.ona da ilgi alaka gösterdim, bağırdığımda bazen o alıyor beni kucağına, meme vardır diye saldırdım ama vermedi. bir ara meme açıkkenkıstırdım ama emme olayından bir randıman alabilmiş değilim, meme yüzeyibayağı bir farklı.

ABD elçisinden tehdit gibi sözler



ABD elçisinden tehdit gibi sözler

ABD Kongresi’nde sözde Ermeni soykırımı tasarısının kabul edilmesi halinde Türkiye’nin ABD’ye lojistik desteği keseceğini söyleyen AKP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış’a yanıt, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson’dan geldi."Türkiye hesabını iyi yapmalı" diyen Wilson, İncirlik Üssü’nün lojistik amaçlı kullanımının Irak’ın bütünlüğü için önemli olduğunu vurguladı. CNN Türk’e konuşan Wilson, "Tasarı geçerse İncirlik Üssü, ABD’nin kullanımına kapatılabilir mi?" sorusuna şu yanıtı verdi: "İlişkilerin zarar görmesinden endişeliyiz. Tabii ki Türk yönetimi kendi hesabını kendisi yapacak. Ancak Türkiye bu hesabı iyi yapmalı. İncirlik’ten Irak’taki birliklerimize ve Iraklılara askeri olmayan lojistik destek bizim için önemli. Ancak ben şöyle düşünüyorum: Eğer Irak’ın istikrarı ve toprak bütünlüğü Ankara için önemli olmasaydı, Türkiye de böyle bir şeye destek vermezdi."

8 Ekim 2007 Pazartesi

BU VATAN KİMİN


BU VATAN KİMİN

Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.
Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutta gaza bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır.
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.
İleri atılıp sellercesine
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine
Şu kara toprağa girenlerindir.
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan
Can verme sırrına erenlerindir.
Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir.


Orhan Şaik GÖKYAY

ATATÜRK.

AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE YAZMIŞ.

İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI İYİ DE YAPMIŞ.


Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK...


Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...

Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin,first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...

Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...

Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş...

Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar...

Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş!


Atatürk için üzülüyorum.


Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.

Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir.

Aaaah ah...

Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken...

Bunları yapmadı Atatürk...

Keyif çatmadı...

Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...


ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI.

O ISE SADECE BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.


BÜTÜN SUÇU 2 KADEH RAKI IÇMEKTI O KADAR.....

Kirk yillik ölü




Dr.Fahrettin Kerim Gökay "içkinin zararlari" konulu konferansini vermektedir.
Bir ara:
--Rakinin her kadehi,hayatimizi bir saat kisaltir,der.
Dinleyiciler arasinda olan Neyzen yerinden firlayip bagirir:
--Eyvah,yandik!
--Hayrola?
--Hesap ettim,meger ben öleli tam kirk yil olmus!!!


Umarım aşağıdaki yazı ile alakasını kurarsınız.
Daha öncede söylediğim gibi Neyzen işte gülemyide, düşünmeyide ona bakarak degerlendirmeli.
Malum delidir neyapsa......

Gabar'da hain pusu 13 askerimiz şehit

PKK’lı teröristlerin Gabar Dağı’nda operasyondan dönen askeri time düzenlediği saldırıda ikisi astsubay 13 askerimiz şehit oldu. Hain pusuda 3 askerimiz de yaralandı. Bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldı.

Küpeli Dağı bölgesinde terör örgütü PKK mensuplarıyla çıkan çatışmada Astsubay Ahmet Sarıoğlu ile erler Bayram Güzel, Turgay Salgur, Mehmet Uyar, Seyfi Altuntaş, Mehmet Yıldırım, Mehmet Uçarı, Kasım Aksoy, A. Şükrü Karataş, Emrah Eryılmaz, Sıddık Küçükgöz, Fetullah Selçuk ve Mehmet Coşkun, şehit oldu.

Onlarda ana kuzusuydu, vatan için seve seve gözlerinni bile kırpmadn ölüme gittiler. Şehadet şerbetini kana kana içtiler.

7 Ekim 2007 Pazar

Bakan Şimşek 'çifte vatandaş'




Eski Başbakan Tansu Çiller ile FP milletvekili Merve Kavakçı'nın ABD vatandaşı olduğunun ortaya çıkmasının ardından, bu kez AKP'nin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'in İngiliz vatandaşı olduğu ortaya çıktı. 1 Ocak 1967 Batman Arıca doğumlu olan Şimşek, 20 Ocak 1999'da ABD uyruklu Annalise Granwald'la evlendi, 2000 yılında da İngiltere'ye giderek Merrill Lynch'te çalışmaya başladı. 2005'te Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Bölümü Başkanlığı'na getirilmesinin ardından eşiyle birlikte İngiliz vatandaşı olma kararı alan Şimşek, İngiltere makamlarına yaptığı başvurunun olumlu karşılanmasının ardından Türk İçişleri Bakanlığı'na müracaat etti.İçişleri Bakanlığı da, 26 Temmuz 2006 gün ve 2422 sayılı kararla, "Şimşek'in Türk vatandaşlığının korunarak Birleşik Krallık (İngiltere) vatandaşı olması"na izin verdi. Bakanlar Kurulu'nun 9 Ağustos 2006 tarihli yazısında bu durum "403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 2383 sayılı kanunla değişik 22. maddesi uyarınca İçişleri Bakanlığı'nın 26.7.2006 gün ve 2422 sayılı kararıyla Türk vatandaşlığını korumasına izin verilmiş olup, aynı zamanda Birleşik Krallık vatandaşıdır" şeklinde ifade edildi.
Eşi de başvurdu1971 doğumlu ABD (Wisconsin Eyaleti) uyruklu Annalise Granwald da, Şimşek'le evliliğinin ardından yasal süreleri tamamlayarak Türk vatandaşlığına geçti. İngiltere makamlarının Şimşek'le birlikte İngiliz vatandaşı olmasında sakınca görmediği Annalise Şimşek de, İçişleri'ne müracaat etti. Bakanlık, eşinden bir yıl sonra, 22 Temmuz milletvekili seçimine 1 aydan az bir süre kala, Annalise Şimşek'in Türk vatandaşı olmasını kabul etti. Böylece Annalise Şimşek, eşinden bir yıl sonra, 26 Haziran 2007 tarih ve 9985 sayılı kararla Türk vatandaşlığını koruyarak İngiliz vatandaşlığına geçme hakkı aldı ve üç ayrı vatandaşlığa sahip oldu. Annalise Şimşek'in vatandaşlığını 2 Temmuz 2007'de onaylayan Bakanlar Kurulu'nun kararında, "403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 2383 Sayılı Kanunla değişik 22. maddesi uyarınca İçişleri Bakanlığı'nın 26.06.2007 gün ve 9985 Sayılı kararı ile Türk vatandaşlığını korumasına izin verilmiş olup, aynı zamanda Birleşik Krallık vatandaşıdır" dendi.Bakan Şimşek, İngiliz vatandaşlığıyla ilgili sorulara "Olunmayacak diye bir yasak mı var?" yanıtını verdi.Çiller ve Kavakçı da ABD vatandaşıydıTürkiye'nin ilk çifte vatandaşlı siyasi ismi, eski Başbakan Çiller oldu. 1990'ların ortalarında, Çiller'in ABD vatandaşı olduğunun ortaya çıkması, siyasette büyük yankı uyandırmıştı. Siyasi parti liderleri, vatandaşlık yemininde ABD'ye bağlılık şartı koşulduğunu, bu yemini eden birinin Türkiye Başbakanı olamayacağını ifade ederek, Çiller'e istifa çağrısında bulunmuştu. 1999 seçimlerinde FP İstanbul Milletvekili seçilen ve türbanı nedeniyle büyük tartışmalara neden olan Merve Kavakçı'nın da ABD vatandaşı olduğu belirlenmişti. Türk makamlarının izni olmadan ABD vatandaşlığına geçtiği belgelenen Kavakçı Türk vatandaşlığından çıkarılmış, milletvekilliği de düşürülmüştü.

Kim Bu Adam?


Kim Bu Adam?
*Bu adam yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
*Bu adam ilköğretim çağında zorunlu dini eğitim alır.
*Bu adamın aile kökeni kimse çözemeyeceği kadar karanlıktır.
*Bu adamın ailesinde daima gizlenen bir Yahudi bağlantısı vardır.
*Bu adamın ruhsal yapısı çok dalgalı ve düzensizdir.
*Bu adam gençliğinde ve ileri yaşında karşıtlarına argo ile yanıt veren küfürbaz ve külhanbeyi tavırlı biridir.
*Bu adam verdiği sözleri tutmayan ve imzaladığı açık/gizli anlaşmalara uymayan biridir.
*Bu adam devlet yönetimi konusunda CAHİL ama BASKICI ve ŞANTAJCIDIR.
*Bu adam kendi anadilini bile doğru dürüst konuşamadığı gibi yabancı bir dil de öğrenmek istememiştir.
*Bu adam kendi ülkesinde ALT ve ÜST kimlikler bulunduğuna inanır.
*Bu adamın kendi devleti ve ordusuyla derin sorunları vardır.
*Bu adam hem özel yaşamında hem de siyasi faaliyetlerinde daima MAĞDURU oynamıştır.
*Bu adam gençliğinde çok yoksulluk çektiğini öne sürerek sürekli olarak haksız kazanç dahil her türlü yoldan çok para kazanma hırsı ile yaşamıştır.
*Bu adamın cinsel sapmaları olduğu ve/veya cinsel sorunlar yaşamış olduğu anlaşılmıştır.
*Bu adamın epilepsi (sara) hastalığına duçar olduğu ve zaman zaman ‘Fit' diye bilinen buhranlar geçirdiği hep gizlenmiştir.
*Bu adamı bir gizli örgüt, ülkesinde lider yapmaya karar vermiştir.
*Bu adam başbakan olunca cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemiş ve kendisinin cumhurbaşkanı yapılmasını dilemiştir.
*Bu adamı iktidara getiren gizli örgüt, onu kullanarak ülkesinde DEVLETİ çökertmiş ve VATANI böldürmüş ve işgal uğratmıştır.
*Bu adam tarihin tanıdığı EN KİFAYETSİZ MUHTERİS LİDERDİR.

Bu Adamı Tanıdınız Mı?


Bu adam Adolf Hitler'dir.

Size birisini anımsatıyor mu?

Şakadan hoşlanmam.....


Nasrettin hoca pazarda dalgın yürüyormuş.etrafındaki esnafları seyrediyor.bu sırada ensesine bir tokat geliyor.

Hoca tökezlemiş bir kaç adım sendelemiş neyse toparlanıp sinirli bir şekilde arkasını dönmüş.

Bir bakmış ki hocanın 2 katı hayvan gibi bir adam.

Hoca durmuş bir yutkunmuş önce,

sonra:- bana senmi vurdun? demiş adama.

Adam: - ben vurdum lan ne olacak demiş.

Hoca: - sakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş

Adam: - ciddi vurdum napacan?!

Hoca: - Aman aman, öyle olsun... Cunku şakadan hiç hoşlanmam da ...

Gülmeyide Düşünmeyide Neyzenden öğrenmeli insan.





Benzetmede hata olmaz !


Neyzen kafayi iyice bulmus,yalpalayarak giderken bir tanidiga rastlar.

--Yazik dostum,yazik,canina hiç acimiyorsun.Bu gidisle sen fazla yasamazsin.

Neyzen adamin yüzüne bakip gülümser.

--Ömür denilen,içi su dolu fiçiya benzer,içindeki,azar azar da kullansan,hepsini de bosaltsan,mutlaka biter.

6 Ekim 2007 Cumartesi

TÜRK İMPARATORLUĞU'NUN YIKILIŞINA DAİR KEHANETLER




Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, “Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler” adlı kitapta yeralan “Türkiye'nin 11'inci liderinin adı 11 harfli” cümlesinin Abdullah Gül'e işaret ettiğini belirtti ve ekledi: “Kehanetlere göre bu cumhurbaşkanı döneminde Türkiye devasa bir sarsıntı geçirecek” BUGÜNE kadar 19 kitap yazan Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal'ın Destek Yayınları'ndan çıkan son kitabı “Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler”de gündemi sallayacak açıklamalar var. Kitap metnini Bizanslı Tarihçi Laonicus Chalcondlyles'in yazdığını, yorumcusunun Fransız Blaise de Vigenere, yayıncısının ise Thomas Artus olduğunu belirten Altındal, kitapta Türkiye Cumhuriyeti'nin 11'inci Cumhurbaşkanının kim olacağı ve Türkiye'nin geleceğine yönelik öngörülerin bulunduğuna dikkat çekti. Gerçekleşmiş kehanetlerinden biri, Mustafa Kemal Atatürk'ün yeni Türk devletinin kurucusu olması sıfatını kazanması olan yüzyıllar öncesinin kahinlerine göre, yeni cumhurbaşkanının ad ve soyadındaki harflerin toplam sayısı 11. Bu da Abdullah Gül olarak yorumlanıyor. Ayrıca devlet, bu cumhurbaşkanı ile çok büyük sıkıntılar yaşayacak. Kehanetlere göre bu durum Batılı devletlerin işine yarayacak.
İşte Aytunç Altındal'a yönelttiğimiz sorular ve merakla beklenen cevaplar:
17 kehanet
Öncelikle “Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler” adlı kitaptaki kehanetler kaç yüzyıl öncesine dayanıyor? Kitabın asıl yazarı, 1400'lü yılların Osmanlı Devleti'nin durumuna tanık olmuş Atina doğumlu Bizanslı Tarihçi Laonicus Chalcondyles. 1423'de doğduğu bilinen Chalcondyles'in 1490'da öldüğü varsayılmaktadır. Yaşamı hakkında çok ayrıntılı bilgi olmasa da Doğu Roma İmparatorluk belgeleri, 8'inci John Paleologos tarafından 1446'da Osmanlı Padişahı 2'inci Murat Han'a İstanbul'a uyguladığı kuşatmayı kaldırması için öneri götüren Bizans heyetinde elçi düzeyinde yeraldığını doğrulamaktadır. Kahinin 1453'de İstanbul'un ve 1463'de de Peleponez'in Türkler tarafından fethedilişine bizzat tanıklık ettiği kesindir. Kitap metnini yorumlayan, dünyanın en ünlü şifre yazıcısı olarak kabul edilen Fransız Blaise de VigenËre, yayıncısı ise Arthus Thomas'tır. Kitap, 1630 yılında tamamlanmış. İçinde 17 kehanet ve 28 Osmanlı tablosu var.
Vigenere ve Thomas hakkında bir araştırma yaptınız mı? Kitabı Fransızca'ya çevirmiş olan Vigenere, 5 Nisan 1523'de St. Pourçain köyünde dünyaya gelmiş, 1596'da Paris'te ölmüştür. 17 yaşındayken Kraliyet diplomatik-istihbarat dairesine alınmış ve tam 30 yıl burada görev yapmıştır. Hristiyanlığın, Protestan ve Katolik olarak ayrıldıkları kilise oturumlarına resmi sıfatla gönderilen en genç sekreterdir. Roma'da tanıştığı o dönemin en ünlü üstadlarından şifre tekniklerini öğrenmiş ve gizli şifre oluşturma yöntemlerini anlatan tek nüshalık el yazması metinlerden yararlanarak günümüzde de kullanılan ve kırılması imkansız sayılan ünlü “Autokey” diye bilinen “de Vigenere” şifresini kurmuştur. Bu çok gizli şifre, özellikle askeri istihbaratta kullanılmıştır. Kilise baskılarından bunalan Artus Thomas'ın ise nerede, ne zaman ve nasıl ölrüğü hiçbir zaman bilinememiştir.
‘Osmanlı içerden çökecek' Kitabın içinde kehanet olarak yeralan ama gerçekleşen olaylar var mı peki? Tabii ki. Kitaptaki öngörülere göre; “Fatih Sultan Mehmet'ten sonraki 16'ncı padişah döneminde Osmanlı Devleti içeriden çökmeye başlayacak ve padişahı kendi tebasından biri devirecektir” deniliyor. Fatih Sultan Mehmet'ten sonraki 16'ıncı padişah 3. Ahmet'tir. 29 Eylül 1930'da-kitabın yayınlanmasından tam 100 yıl sonra-Arnavut ve Hristiyan asıllı yeniçeri Patrona Halil tarafından tahttan indirilip yok ediliyor ve Osmanlı'nın çöküşü de böyle başlıyor.
Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ilgili kehanetler ne zaman başlıyor? Kehanetlerden biri Mustafa Kemal Atatürk'ü işaret ediyor. Kitapta, “Türk İmparatorluğu, 1920'de çökecektir” deniliyor. Gerçekten de 1920'de TBMM kurulunca Osmanlı Devleti yok edilmiş sayılmakta. Bununla da bitmiyor. “Osmanlı'nın çöküş döneminde kendisi Hristiyan topraklarında yetişen ama müslüman olan bir prens ve başkomutan ortaya çıkacak. Ancak Hristiyanlar tarafından hiç dikkate alınmayan bu başkomutan, Türk devletini yeniden kuracak ve Batı'ya yönlendirecektir” öngörüsü yapılmıştır. Bu kişi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür.
‘Prensliklerin birleşmesi' Kitapta son dönemde “11'inci cumhurbaşkanı kim olacak” sorusunun cevabı da saklıymış. Yeni cumhurbaşkanı hangi özelliklere sahip? Kehanete göre, Türk İmparatorluğu'nun başına geçecek 11'inci kişinin adında 11 harf var. Çok ilginçtir ki, Abdullah Gül'ün ad ve soyadındaki harflerin toplamı da 11.
Peki 11. Cumhurbaşkanı Türkiye'si nasıl olacak? Kitapta “11'inci Prens döneminde Türk devleti, büyük bir sarsıntı yaşayıp yıkılma noktasına gelecektir” öngörüsü var. Ayrıca “Hristiyan Prensliklerin birleşmesi, Türk imparatorluğunun sonunu getirecektir” deniliyor. Bu da benim yorumumca AB'dir.
Bu kehanet son mu? Türkiye'nin geleceği nasıl şekillenecek? Maalesef kahinler, Türk İmparatorluğu'nun 11'inci Prensi'nden sonra Türk devleti yok kabul etmiş. Türkiye ile ilgili kehanetler burada bitiyor. Bu sonuç, çok ciddiye alınmalı.

Tercuman Gazetesi, 10.08.2007

bilge olacağım ama satacak ferrarim bile yok :)




bilgelik...

acaba illaki birşeylerden fedakarlıklamı ulasılan bir mevki.
yoksa ulasıldıktan sonramı bir seyleri kazandıran bir makam.

sanırım bu acıklama sadece bizim icin degil dünya genelinde küresel anlıcanız.